Gidenlerin Ardından Sosyal Medya...
Enkaz çalışmaları, arama-tarama, kimlik tespit çalışmaları devam ediyor... İnsanlar sosyal medyadan tepki göstermeye devam ediyor... Sosyal medya sayesinde en azında insanların tepkisellikleri hakkında fikir sahibi oluyoruz ve en azında memlekette süregiden şu tabloda, birazcık moral buluyoruz belki... Ama oturduğumuz yerden verilen tepkiler, cesurca paylaşılan videolar, açıktan yapıla göndermeler "kadermizi değiştirmek" için ne kadar yeterli... Yoksa sanal-cyber ortamda yaptığımız paylaşımlarla belirttiğimiz tepkiselliğimizle sadece kendimizi biraz olsun iyi hissetmeye mi çalışıyoruz?
Sosyal Medya Paylaşımları Bize Ne Hissettiriyor...
Bu acılı günlerde kimsenin ne acısını ne de tepkisini sorgulamak değil amacım. Sadece bir soru işareti koymak istiyorum. Bir arkadaşımla üzerine epey kafa yorduğumuz bir konu idi; böyle günlerde yapılan paylaşımlar ve kişi üzerindeki etkileri... Bu sabah sosyal ortamda birilerinin paylaştığı "öz-eleştiri" ile tekrar üzerine düşünme ihtiyacı hissettim.
Aslında arkadışımla tartıştığımız, tam da yan taraftaki "öz-eleştiri" idi. Oturduğumuz yerden yaptığımız "siyaset"... Oturduğumuz yerden ahkam kesmek daha mı güvenli yoksa daha mı kolay... Kolay olduğu kesin ama bu "güvenli siyaset" veya "siyaset-i gündem değerlendirmeleri" ne kadar güvenli tartışılır... IP tespitleri ile twiter a dayanarak yapılan göz altılar ise sosyal medyanın gücünün farkedilmesinden sonra verilen gözdağına sayılabilir ancak. Ve sosyal medyanın etki alanının genişliğinden duyulan korkunun göstergesi de diyebiliriz. Twitter ve youtube u kapatma girişimleri sonra facebook u kapatma tehditleri... Sonrasında açılan twiter ve server ları ile ilgili söylentiler... Bunlar da, insanların evlerinden gösterdiği tepkiye bile karışan bir dikta olduğunun göstergesi tabiki.
Ama asıl üzerinde durmak istediğim; evimizden tıklayarak, paylaşarak veya beğenerek kendimizi ifade etme şeklimiz, gördüğümüz duyduğumuz olaylara karşı yeterli bir tepki mi... Yukarıdaki yazıyı yazan helallik bile istemiş, haklı mı? Kolaya mı kaçıyoruz? Yoksa, gördüğümüz duyduğumuz olaylar için ne yapabileceğimizi bilmediğimiz durumlarda kendimizi böyle mi ifade ediyoruz? Ya da "cyber leşen" dünyaya ayak uydurmanın başka bir şekli mi? Veya, özellikle şiddet içerikli paylaşımların fazlalığı durumları meşrulaştırıyor da o yüzden mi bize yetiyor? Soru işareti koymak istediğim ve tartıştığımız noktalar bunlardı... Cevaplarını aramaktayız...
Aklıma gelen güncel sosyal psikolojik durumları paylaşıyorum. Onca sene okuduktan sonra 2 laf etmeyi hak biliyor insan =)
15 Mayıs 2014 Perşembe
14 Mayıs 2014 Çarşamba
13 Mayıs 2014 Maden Faciası
Yürek dayanmıyor yaşananlara, acılı ailelerin, anaların göz yaşlarına, nişanlısını bekleyenlerin feryatlarına, ölen çocukların erkenden solan hayatlarına...Bu ne elim bir olay, ne feci bir kaza... Başta acılı aileler- ki daha kimileri kaybı var mı yok mu bilmiyor- soma halkı ve biz nasıl tedavi edeceğiz bu göz yaşlarını...
Olayın nasıl olduğunu, kaç kişinin öldüğünü kaç kişinin yaşadığını açıklamaktan bile korkan ana akım medya, gerçeği kimden daha ne kadar saklayabilir ki... Ama görünen şu ki son seçimlerde olduğu gibi, böyle elim bir kazada ve "halledilmesi gereken herhangi bir durumda" takip edilen yol aynı: Zaman kazanma politikası, bir başka deyişle "alıştıra alıştıra söyleme stratejisi". Ve yine görünen köy kılavuz istemez ki bu yolla kitlelerin gazı alınıyor, duruma göre tepki verme hızları yavaşlatılıyor, ani ve öngörülemeyen ve ekonomiyi ve etki alanını olumsuz etkileyebilecek her şey, ertelenerek ve yavaşlatılarak görünür kılınıyor. Açıklanmayan rakamlar, yavaş yavaş arttırılıyor, anlamsız yere devlet sırrı gibi saklanan basit gerçekler aslında çok karmaşık ve oldukça anlamlı kapıları tutuyor. Ana akım medya kim neyi nasıl isterse onu görünür kılıyor...Ama tüm bu bilinç ölen onlarca insanı geri getirmiyor...
Acımız, kaybımız büyük... 3 günlük yas ilanı, belkide hayatındaki en önemli insanları kaybetmiş madenci yakınlarının acısını ne kadar hafifletebilir ki... 3 günlük yas kimden hesap sormayı sağlayabilir ki... 3 günden sonra canından can gitmişlerden başka, ölen madencileri en çok kim hatırlayabilir ki... Ya da bunca yitip giden can, iş güvenliğini artırabilir ve iş koşullarını iyileştirebilir mi ki? Cevabı pek tabiki hayır olan tüm bu sorulardan dolayı acımız daha da büyük ve giderek artıyor...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)

